Merkez Bankası'ndan Kritik Enflasyon İpuçları! Hangi Durumda Harekete Geçilecek?

TCMB, 12 Mart'taki Para Politikası Kurulu toplantısının özetini paylaştı. Rapor, enflasyon görünümünde "belirgin ve kalıcı bozulma" olması halinde para politikasının daha da sıkılaştırılabileceğine dikkat çekiyor. Faiz kararlarının ise toplantı bazlı ve temkinli bir anlayışla alınacağı ifade edildi.

Merkez Bankası'ndan Kritik Enflasyon İpuçları! Hangi Durumda Harekete Geçilecek?
18 Mart 2026 Çarşamba/15:17

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) raporunda, ''Fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası uygulamaları devam edecektir. Bu yaklaşım, talep, döviz kuru ve beklenti kanallarından dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul, uygulayacağı faiz adımlarını; enflasyonun genel seyrini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak, ara hedeflerle uyumlu şekilde değerlendirip gereksinim duyulan sıkılığı sağlayacak biçimde belirleyecektir. Para politikası kararları, enflasyon görünümüne odaklı, toplantı bazında ve temkinli bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönem gelişmelerin etkisiyle, enflasyon görünümünde kalıcı bir bozulma yaşanması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır’’ ifadesine yer verilmiştir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mart ayı PPK toplantısının özetini yayımladı. Özette şu şekilde açıklamalar yapıldı:
''Şubat sonunda başlayan jeopolitik gelişmeler sonucu belirsizlikler artmış, küresel risk iştahında azalma ve enerji fiyatlarında yükseliş gözlemlenmiştir. Artan belirsizlikler, enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerini etkilemiş, bu durum emtia fiyatlarında genel bir oynaklığa yol açmış ve ham petrol ile doğal gaz fiyatlarında önemli yükselişler yaşanmıştır. Özellikle tedarik zincirlerindeki aksaklıkların süresi ve büyüklüğü, enerji fiyatlarının geleceği açısından kritik bir öneme sahiptir.

Diğer taraftan, ABD Yüksek Mahkemesi'nin bazı tarifeleri iptal etmesi, küresel ticaret politikalarındaki belirsizlikleri bir önceki PPK dönemine göre artırmıştır. Ayrıca, jeopolitik olayların etkisiyle büyüme görünümündeki aşağı yönlü riskler de güçlenmiştir. Bu bağlamda, küresel ölçekte zayıf ve kırılgan bir görünümün süreceği; Türkiye’nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan global büyüme endeksinin bir önceki PPK dönemine göre aşağı yönde revize edilerek 2026 ve 2027 yıllarında yıllık bazda yüzde 2,2 oranında artacağı öngörülmektedir.
Artan emtia fiyatları, küresel enflasyon açısından risk faktörlerini artırmış, merkez bankaları bu riskleri izlemeye devam ederken, gelişmelerin büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini de dikkate almaktadır. Jeopolitik nedenlerle oluşan arz şokunun devamlılığı ve enflasyon beklentilerini ne düzeyde bozacağı, küresel para politikalarının seyrinde önemli bir rol oynamaktadır. Son dönemde artan belirsizlik ve risk iştahındaki dalgalanmalara bağlı olarak gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasalarından portföy çıkışları yaşanmış ve portföy hareketleri üzerindeki aşağı yönlü riskler artmıştır.

MEVDUAT FAİZ ORANLARI BELİRLENDİ

Bireysel kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması 23 Ocak-6 Mart tarihleri arasında yüzde 2,7 seviyesine gerilemiştir. Bu yavaşlama, ihtiyaç ve taşıt kredilerinin etkisiyle gerçekleşmiştir. TL ticari kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması yüzde 2,7 olarak kaydedilirken, döviz cinsinden (YP) ticari kredilerde bu oran yüzde 1,1 ile yatay bir seyir izlemiştir.

Türk lirası (TL) mevduat faiz oranları, 23 Ocak ile biten haftaya göre 39 baz puan artış göstererek 6 Mart ile biten haftada yüzde 44,4 seviyesine ulaşmıştır. Aynı dönemde TL ticari kredi faizleri (Kredili Mevduat Hesabı ve Kredi Kartı hariç) 239 baz puan artışla yüzde 48,3 olmuştur. İhtiyaç kredisinin (Kredili Mevduat Hesabı hariç) faizleri 259 baz puan artarak yüzde 59,0; konut kredisi faizleri 208 baz puan azalarak yüzde 34,2; taşıt kredisi faizleri ise belirli bir dalgalanma ile 534 baz puan azalarak yüzde 32,6 seviyesinde gerçekleşmiştir.

TCMB, 24 Ocak tarihinde, makrofinansal istikrarı ve parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmek amacıyla yurt dışından alınan Türk lirası borçlara zorunlu karşılık oranlarında bazı değişiklikler yapmıştır. Ayrıca, 31 Ocak tarihinde sıkı parasal duruşu desteklemek amacıyla yabancı para kredilerinde sekiz haftalık dönemler için önce yüzde 1 olan büyüme sınırı yüzde 0,5'e indirgenmiş ve tüketicilere tahsis edilen kredili mevduat hesabı limitlerine de büyüme sınırı eklenerek sekiz haftalık dönemler için büyüme sınırı yüzde 2 olarak belirlenmiştir.

TCMB brüt uluslararası rezervleri, 23 Ocak'tan bu yana 18,1 milyar ABD doları azalarak 6 Mart itibarıyla 197,5 milyar ABD doları seviyesine düşmüştür. Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 21 Ocak’tan itibaren yaklaşık 40 baz puan artarak 11 Mart itibarıyla 254 baz puan seviyesine çıkmıştır. Türk lirasının 1 ay vadeli kur oynaklığı 11 Mart itibarıyla 21 Ocak'a göre artış gösterirken yüzde 13,3 seviyesine, 12 ay vadeli kur oynaklığı ise yüzde 20,8 seviyesine yükselmiştir. Önceki PPK toplantı haftasından 6 Mart'a kadar, Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) piyasasına 0,6 milyar ABD doları, hisse senedi piyasasına ise 1,1 milyar ABD doları olarak toplamda 1,7 milyar ABD doları net portföy girişi gerçekleşmiştir.

FİYAT İSTİKRARI SAĞLANANA KADAR TAVİZ YOK!

Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla (GSYH), 2025 yılının dördüncü çeyreğinde yıllık ve çeyreklik olarak sırasıyla yüzde 3,4 ve yüzde 0,4 oranında artış göstermiştir. Bitkisel üretimde meydana gelen don ve kuraklık olayları nedeniyle tarım katma değerinde yaşanan daralma, büyümeyi yılın son çeyreğinde kısıtlamıştır. Harcama yöntemiyle değerlendirildiğinde, özel tüketim ve toplam yatırımların yıllık büyümeye olumlu yönde katkı sağladığı görülmektedir. Çeyreklik bazda, özel tüketimde artış gözlenirken, toplam yatırımlar sınırlı bir gerileme göstermiştir. Aynı dönemde, çeyreklik bazda mal ve hizmet ithalatında artış, ihracatta ise bir düşüş yaşanmıştır. Böylelikle, net ihracatın çeyreklik büyümeye etkisi negatif olmuştur. Bu çerçevede iktisadi faaliyetlerin son çeyrekte mevcut potansiyelinin altında bir büyüme sergilediği gözlemlenmiştir. 2025 yılı genelinde büyümenin ise yüzde 3,6 olarak gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Özel tüketimin yıllık büyümeye katkısı sınırlı ölçüde gerilerken, yatırımların katkısı artmış, net ihracat ise büyümeyi sınırlayan bir unsur olmuştur.

Ocak ayında perakende satış hacim endeksi, aylık bazda yüzde 2,4, çeyreklik bazda ise yüzde 4,3 oranında artış göstermiştir. Altın hariç perakende satışların arttığı oran ise daha düşük kalmıştır. Ticaret satış hacim endeksi de aynı dönemde aylık bazda yüzde 0,1, çeyreklik bazda ise yüzde 1,5 oranında artış göstermiştir. Hizmet üretim endeksindeki artış, aralık ayında aylık bazda yüzde 1,0, çeyreklik bazda ise yüzde 0,5 oranı ile sınırlı kalmıştır. Şubat ayı itibarıyla kartla yapılan harcamaların çeyreklik bazda sınırlı bir artış göstermesi beklenmektedir. Ocak ayında beyaz eşya satışları düşerken, otomobil satışlarının ise yılın ilk çeyreği itibarıyla gerilediği gözlemlenmiştir. İmalat sanayi firmalarına yönelik anket verileri, ilk çeyrek için kayıtlı iç piyasa siparişlerinde bir miktar artış kaydedildiğine, geleceğe yönelik sipariş beklentilerinde ise bir azalma görülmektedir. Özetle, yakın döneme dair veriler talep koşullarının dezenflasyon sürecine destek sağlamaya devam ettiğini göstermektedir.

Ocak ayında sanayi üretim endeksi, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak aylık bazda yüzde 2,8 oranında, takvim etkilerinden arındırılmış olarak ise yıllık bazda yüzde 1,8 oranında düşüş göstermiştir. Çeyreklik bazda sanayi üretimi, ocak ayı itibarıyla ilk çeyrek içerisinde yüzde 1,2 oranında gerileme kaydedilmiştir. Deprem bölgesinde inşa edilen konutların 2025 yıl sonuna kadar teslim edilmesi hedefi doğrultusunda, özellikle geçtiğimiz yılın ikinci yarısında görülen inşaat bağlantılı sektörlerin üretimi ocak ayında azalmıştır. Bu özellikle kauçuk-plastik, mineral ürünler, ana metal ve fabrikasyon metal sektörlerinin sanayi üretimine olan katkısının düşmesiyle sonuçlanmıştır. Diğer ulaşım ve benzeri sektörler dışlandığında, sanayi üretimi çeyreklik bazda daha sınırlı bir gerileme sergilemiştir. Ancak sanayi üretiminin temel eğilimi zayıf kalmaya devam etmektedir. İmalat sanayine yönelik anket göstergeleri, birinci çeyrek için sektör faaliyetinde ılımlı bir artış olabileceğine işaret etmiştir. Kapasite kullanım oranı ise genelde yatay bir seyir izlemiştir. İnşaat üretim endeksi, 2025 yılının dördüncü çeyreğinde çeyreklik bazda yüzde 1,3 oranında, bir önceki yılın aynı dönemine göre ise yüzde 12,9 oranında artış göstermiştir.

Ocak ayında mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam, 32 milyon kişi seviyelerinde kalmış ve bir önceki çeyrek ortalamasına göre yüzde 1,7 oranında azalmıştır. Bu dönemde işgücüne katılım oranı çeyreklik bazda 1,1 puan düşmüştür. İstihdamdaki azalmaya rağmen, katılım oranındaki düşüş işsizlik oranını bir önceki çeyrek ortalamasındaki yüzde 8,3 seviyesinden ocak ayında yüzde 8,1 seviyesine geriletmiştir. Anket göstergeleri, yılın ilk çeyreğinde imalat sanayi firmalarının geleceğe yönelik istihdam beklentilerinin tarihsel ortalamanın altında seyrini sürdürmekte olduğunu göstermektedir.

Ocak ayı verilerinin yayımlanmasıyla birlikte ödemeler dengesi istatistiklerinde, birincil gelir dengesi altındaki portföy yatırımları kalemidir. Faiz giderlerinin hesaplamaları yöntem değişikliği yapılarak, 2020 yılının Eylül ayından itibaren geriye dönük bir revizyon yapılmıştır. Menkul kıymet sahibinin yerleşik olması esas alınan söz konusu revizyon, cari işlemler açığını toplamda 8,9 milyar dolar artırmış, bu etkinin 4,8 milyar doları ise 2025 yılına yansımıştır. Revizyonun etkisi net hata noksan kalemine de aynı tutarda yansıtılmıştır. Böylelikle, 2025 yılı cari açığı revizyon sonrası 25,2 milyar dolardan 30,1 milyar dolara yükselmiştir. Cari açığın GSYH’ye oranı ise yüzde 1,6'dan yüzde 1,9 seviyesine çıkarılmıştır. Revizyon sonrası ocak ayında cari işlemler dengesi aylık bazda 6,8 milyar ABD doları açık vermiştir. 12 aylık birikimli cari açık, önceki aya göre 2,8 milyar ABD doları artarak 32,9 milyar ABD doları olmuştur. Seyahat gelirleri ise 3,4 milyar ABD doları olarak gerçekleşmekte, 12 aylık birikimli olarak 60,2 milyar ABD doları seviyesine ulaşmıştır. Hizmetler dengesindeki fazla ise 63,1 milyar ABD doları seviyesinde kalmış ve güçlü seyrini sürdürmüştür.

Şubat ayında mevsim etkilerinden arındırılmış ihracat ve ithalat artış göstermiştir. Bununla birlikte, 12 aylık birikimli dış ticaret açığı bir önceki aya oranla yükselmiştir. Bu dönemde, altın ithalatı küresel düzeyde artan altın fiyatlarıyla desteklenmiştir. Şubat ayı itibarıyla altın ithalatı 12 aylık birikimli olarak 23,4 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Mevcut veriler ışığında, 12 aylık birikimli cari açıkta şubat ayında bir artış olacağı öngörülmektedir. Yakın dönemde meydana gelen jeopolitik gelişmelerin cari açık üzerindeki olumsuz etkilerinin mart ayı itibarıyla görünmeye başlanacağı değerlendirilmektedir; bu etkilerin boyutu ise savaşın seyrine göre değişecektir. Ocak-şubat döneminde mevsim etkilerinden arındırılmış tüketim malı ithalatında sınırlı bir düşüş yaşanmıştır. Şubat ayına ilişkin geçici dış ticaret verileri ve mart ayı için yüksek frekanslı öncü veriler birlikte değerlendirildiğinde, üç aylık ortalamalar, ihracatta sınırlı bir gerilemeye rağmen ithalatta yatay seyir izleyecektir.

Cari açığın finansmanı açısından, bankacılık sektörünün 12 aylık birikimli uzun vadeli borç çevirme oranı ocak ayında yüzde 167,2 olarak belirlenmiştir. Bu oran, bankacılık dışındaki firmalarda ise yüzde 214,4 seviyesindedir. Bu çerçevede, yurt dışı borçlanma imkanlarının yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği değerlendirilmiştir.

ENFLASYON GELİŞMELERİ VE BEKLENTİLER

Tüketici fiyatlarında şubat ayında yüzde 2,96 oranında bir artış yaşanırken, yıllık enflasyon 0,88 puanlık bir artışla yüzde 31,53 seviyesine ulaşmıştır. Yıllık enflasyondaki yükselme, özellikle gıda ile alkol-tütün-altın gruplarında belirgin biçimde öne çıkmıştır, diğer ana gruplardaki değişim ise gerileme göstermiştir. Yıllık tüketici enflasyonundaki bu artışa rağmen, B endeksi (işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı 0,20 puan, C endeksi (enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler, tütün ürünleri ile altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı ise 0,34 puan azalarak sırasıyla yüzde 29,91 ve yüzde 29,46 seviyesine çekilmiştir. Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, temel mallar ve enerji gruplarının katkılarında önceki aya kıyasla sırasıyla 0,45 ve 0,25 puanlık bir azalma görülürken; gıda, alkolsüz içecekler, hizmetler ve alkol-tütün-altın gruplarının katkısı ise sırasıyla 1,24, 0,24 ve 0,10 puan artış göstermiştir. Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı bir önceki aya göre daha yatay bir seyir izlemiştir. Gıda hariç tüketici enflasyonu ise yavaşlamıştır.

Şubat ayındaki tüketici enflasyonundaki artışta öncelikli etki, gıda grubundan kaynaklanmıştır. İşlenmemiş gıda fiyatları, büyük ölçüde sebze ve beyaz et fiyatlarındaki artışlarla yükselirken, işlenmiş gıda grubunda özellikle süt ve süt ürünlerinin fiyatları etkilidir. Bununla birlikte, fiyat artışlarının grup genelinde yayıldığı gözlemlenmiştir. Bu aşamada gıda fiyatları üzerinde iklim koşullarının yanı sıra Ramazan ayına özgü etkenlerin de etkisi hissedilmektedir. Mevsimsel etkilerden arındırıldığında hizmet enflasyonu, haberleşme hizmetleri fiyatlarındaki önemli artışlarla birlikte bir önceki aya göre artış göstermiştir. Enerji grubunda, bu dönemde uluslararası enerji fiyatlarındaki gelişmelere bağlı olarak akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarında artışlar gözlenmiştir. Diğer taraftan, piyasa dengesi nedeniyle son kaynak tedarik tarifesi (SKTT) kapsamındaki elektrik fiyatlarındaki düşüş, bu grupta daha olumsuz bir görünümün engellenmesine katkı sağlamıştır. Temel mal grubunda ise giyim ve ayakkabı fiyatları mevsimsel etkiler nedeniyle gerilemeye devam ederken, dayanıklı tüketim malları fiyatları ise ılımlı düzeyde yükselmiştir. Diğer temel mallar alt grubunda da fiyatların yataya yakın bir görünüm sergilediği gözlemlenmiştir. Böylelikle mevsimsel etkilerden arındırılmış temel mal enflasyonu düşüş kaydetmiştir.

Şubat ayında enflasyonun ana eğilimi yataya yakın bir seyir izlemiştir. Mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon B endeksinde kısıtlı bir artış gösterirken, C endeksinde ise düşüş kaydedilmiştir. Bu ayrışmada işlenmiş gıda enflasyonundaki kayda değer artış (ocak ayında yüzde 2,7 iken şubat ayında yüzde 5,2’ye çıkmıştır) önemli bir etken olmuştur. Fiyat artışları B endeksini oluşturan işlenmiş gıda ve hizmet gruplarında yükselirken, temel mallardaki değişim belirgin bir şekilde zayıflamıştır. TCMB bünyesinde takip edilen tüm endeksler bir arada değerlendirildiğinde, ana eğilim yataya yakın seyrini sürdürmektedir. Üç aylık ortalamalar bazında ise bu göstergelerde sınırlı bir artış görülmektedir.

Şubat itibarıyla son üç aylık dönemde mevsim etkilerinden arındırılmış ortalama enflasyon, bir önceki aya göre temel mallarda gerileme gösterirken hizmet sektöründe ise görece yatay kalmıştır. Hizmet sektöründeki fiyatlama davranışı, önemli bir atalete neden olmakta ve şokların enflasyon üzerindeki etkilerini uzun bir zaman dilimine yaymaktadır; bu nedenle hizmet enflasyonu, mal enflasyonuna göre yüksek seyretmektedir. Şubat ayında yıllık bazda mal enflasyonu yüzde 27 yakınken, hizmet enflasyonunun yüzde 40 seviyelerine çıktığı görülmektedir. Bu süreçte alt kalemler içinde haberleşme hizmetleri, aylık yüzde 8,73’lük artışla dikkat çekmiş, bu artışta cep telefonu görüşme ücretleri etkili olmuştur. Son üç aylık dönemde haberleşme hizmetleri fiyatlarında hızlı bir yükseliş dikkat çekmiştir. Diğer hizmet gruplarında en belirgin artış yüzde 11,06 ile finansal hizmetler kaleminde gözlenirken, bunu yüzde 5,00 artışla bakım-onarım kalemi takip etmektedir. Eğitim hizmetlerindeki aylık fiyat artışı ise bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla daha düşük olmuş, bu dönemde kira enflasyonu aylık bazda yüzde 3,46 olurken yıllık bazda yüzde 53,91’e gerilemiştir. Lokanta-otel grubunda ise fiyatlar, gıdadaki olumsuz seyre rağmen yüzde 2,82 ile görece daha sınırlı bir artış göstermiştir. Ulaştırma hizmetleri fiyatları, havayolu ücretlerindeki dönemsel gerilemeden dolayı daha ılımlı bir görünüm sergilemiştir.

Yurt içi üretici fiyatları şubat ayında yüzde 2,43 seviyesinde bir artışla yüksek seyretmeye devam etmiş ve yıllık enflasyon 0,39 puan artarak yüzde 27,56 seviyesine ulaşmıştır. Bu süreçte enerji fiyatları yüzde -0,22 oranında gerilerken, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 4,47 ve dayanıksız tüketim mallarında ise yüzde 3,30 oranında yüksek artışlar kaydedilmiştir.
Şubat ayında ortalama 71,1 ABD doları civarında bulunan Brent ham petrol fiyatları, mart ayının ilk haftasında jeopolitik gelişmeler nedeniyle önemli bir dalgalanma göstermiş olup; 11 Mart itibarıyla ortalamada 88,5 ABD doları seviyesine ulaşmıştır. Bunun yanı sıra, eşel mobil uygulamasının hızlı bir şekilde devreye alınması, ham petrol fiyatlarının tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırlandırmıştır. Petrol fiyatlarındaki hareketlilik gibi, TTF doğal gaz fiyatları da arz kısıtı nedeniyle aynı dönemde önemli oranda yükselmiştir. Ayrıca enerji ile bağlantılı olan üre, sülfür, polipropilen ve polietilen gibi emtiaların fiyatları da yukarı yönlü hareket göstermiştir. Enerji ve hammadde akışındaki kesintiler, özellikle petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yüksek artışlarla birlikte herkesçe alınan üretim maliyetlerini artırarak global ölçekte enflasyonist baskı oluşturma riskine yol açmaktadır.

MEVSİMSEL ETKİLERDEN ARINDIRILMIŞ İMALAT SANAYİ PMI VERİLERİ

Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksi, şubat ayında tarihsel ortalamaların üzerinde bir seyre sahip olmuştur. Mart ayında Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve alternatif güzergah arayışları teslimat sürelerini uzatırken, güvenlik riskleri nedeniyle sigorta primleri ve navlun fiyatları da artış göstermiştir. Bu dönemde, Çin’e yönlendirilen konteyner endeksi önemli ölçüde yükselip, kuru yük taşımacılık endeksleri de bir artış kaydetmiştir; fakat global konteyner endeksi gerileme göstermiştir. Döviz kuru sepeti 11 Mart tarihi itibarıyla euro kurundaki değişimlerle birlikte görece yatay bir seyir izlemektedir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış imalat sanayi PMI verileri, şubat ayında hem girdi fiyatlarının hem de nihai ürün fiyatlarının artışına işaret etmektedir.

Şubat ayında enflasyon beklentilerinde bir artış gözlemlenmiştir. Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi 0,9 puan artışla yüzde 24,1 seviyesine, 2027 yıl sonu beklentisi ise 0,6 puan artışla yüzde 18,4 seviyesine ulaşmıştır. 12 ay sonrasına dair enflasyon beklentisi 0,1 puan azalarak yüzde 22,1 olurken, 24 ay sonra için enflasyon beklentisi 0,2 puan artışla yüzde 17,1 düzeyine çıkmıştır. 5 yıl sonrası için enflasyon beklentisi 0,3 puanlık artışla yüzde 11,4 düzeyine yükselmiştir. Reel sektör beklentilerine bakıldığında, firmaların 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisi, şubat ayında 0,9 puan gerileyerek yüzde 32,0 seviyesine düşmüştür. Hane halkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi ise yüzde 48,8 ile sabit kalmıştır. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları dezenflasyon süreci açısından risk unsuru oluşturmaya devam etmektedir.

Öncü veriler, son iki ayda gıda fiyatlarında görülen olumsuz seyrin mart ayında yavaşlayacağına işaret etmektedir. Geçtiğimiz dönemde sebze fiyatlarındaki yüksek artışlar, mart ayının ilk yarısında daha düşük oranlı artışlara dönüşmektedir. Bununla birlikte, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle yükselen petrol fiyatlarının, yurt içindeki enerji fiyatlarını (özellikle akaryakıt) önemli ölçüde artırdığı anlaşılmaktadır. Eşel mobil uygulamasına bağlı olarak, rafineri ürün fiyatlarındaki artışların çoğu maktu ÖTV ile karşılandığından, bu alanda daha olumsuz bir görünüm engellenmiştir. Hizmet grubunda mart ayında ulaştırma hizmetlerinin öne çıkması beklenmektedir. Jeopolitik gerilim ve uluslararası petrol fiyatlarındaki hareketlilik, özellikle havyolu ile yolcu taşımacılığı alanındaki hizmetlerin fiyatlarının artış göstermesine neden olabilecektir. Ayrıca, özel okul ücretlerinin artışı nedeniyle eğitim fiyatları da yükselmektedir. Öncü göstergeler, temel mal grubunda ise görece ılımlı bir seyir izlemektedir. Emtia fiyatlarındaki değişimlerin ve arz kısıtlarının büyüklüğü dikkate alındığında, enflasyon görünümüne yönelik belirsizliğin önemli ölçüde arttığı ifade edilmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet ve ekonomik faaliyet üzerindeki etkileri dikkatle takip edilmektedir.

PARA POLİTİKASI

Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle artan belirsizlikler, ham petrol, doğalgaz ve emtia fiyatlarında yüksek oynaklık ve yukarı yönlü hareketlere yol açmıştır. Bu unsurların enflasyon üzerindeki potansiyel risklerini sınırlamak amacıyla sıkı para politikası ve mali tedbirler alınmıştır. Bu çerçevede, finansal piyasalarda yaşanan gelişmelere göre, sıkı parasal duruşu desteklemek amacıyla 1 hafta vadeli repo ihale işlemlerine 2 Mart itibarıyla ara verilmiştir. Böylece, likidite yönetimi araçları etkili bir şekilde kullanılarak, ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin, Merkez Bankası gecelik borç verme faiz oranını olan yüzde 40 seviyelerinde oluşması sağlanmıştır. Ayrıca, döviz piyasasının uyarıcı bir şekilde çalışmasını sağlamak, döviz kurlarındaki olası oynaklıkları engellemek ve döviz likiditesini dengelemek amacıyla Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başlanmıştır. Para politikası önlemleri ile birlikte, daha geniş bir finansal güvence sağlamak için mali tedbirler de uygulanmıştır. Bu kapsamda, eşel mobil uygulaması kararı, gübre ithalatında gümrük vergisinin kaldırılması ve gübre ihracatına kısıtlamalar, emtia fiyatlarındaki değişimlerin tüketici enflasyonu ile üretim maliyetlerine olan aktarımını sınırlamayı hedeflemektedir.

Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit tutma kararı almıştır. Kurul, ayrıca Merkez Bankası gecelik borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5 seviyesinde sabit bırakmıştır.
Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürecek sıkı para politikası duruşu, talep, döviz kuru ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini destekleyecektir. Kurul, politika faiziyle ilgili adımlarını; enflasyon verilerini, ana eğilimini ve beklentilerini dikkate alarak, ara hedeflere uyum sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları, enflasyon görünümüne odaklı, toplantı bazında ve dikkatli bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönemdeki gelişmelerin etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır.

Eğer kredi ve mevduat piyasalarında beklenmedik gelişmeler olursa, parasal aktarım mekanizmasına ilave makroihtiyati adımlarla destek verilecektir. Likidite koşulları da dikkatlice izlenmeye devam edecek ve etkili bir şekilde likidite yönetimi araçları kullanılacaktır.
Kurul, politika kararlarını, orta vadede enflasyonu yüzde 5 hedefi doğrultusunda oluşturacak parasal ve finansal koşulları sağlayacak nitelikte belirleyecektir. Kararlar, öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçeve içerisinde alınacaktır.''